Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesine bağlı Hırkatepesidelik, bugün nüfusu yüz kişinin altında kalan sakin bir Anadolu köyü olsa da, isminin ardında yüzyıllara uzanan Türkmen mirasını ve zengin bir kültürel geçmişi barındırıyor.
İlçe merkezine yaklaşık 12 kilometre uzaklıkta yer alan köy, İç Anadolu'nun bozkırında mütevazı görünümüyle dikkat çekiyor. Ancak tarihî kayıtlar incelendiğinde, Hırkatepesidelik'in Anadolu'nun iskân sürecinde önemli rol üstlenen yerleşimlerden biri olduğu anlaşılıyor.

Köyün adına ilişkin en eski bilinen kayıtlardan biri 1919 yılına ait olup, yerleşim "Hırkasıdelikli" adıyla geçmektedir. Zaman içerisinde halk arasında kullanılan telaffuzun değişmesiyle bugünkü "Hırkatepesidelik" adı yerleşmiştir.
Köy adının kökeniyle ilgili iki farklı görüş öne çıkmaktadır.
İlk görüş, ismin bölgede yaşamış olan Türkmen Hırka Aşireti'nden geldiğini ifade eder. Osmanlı dönemine ait Niğde Sancağı vergi kayıtlarında köy adına rastlanması ve Hacıbektaş çevresine yerleşen Hırka Türkmenlerinden söz edilmesi, bu görüşü destekleyen önemli tarihî veriler arasında gösterilmektedir. Buna göre köyün adı doğrudan aşiretin isminden doğmuştur.
Diğer görüş ise halk arasında kuşaktan kuşağa aktarılan bir rivayete dayanır. Anlatıya göre köyün adı, Hacı Bektaş Veli'nin hırkasıyla ilişkilendirilen bir olay sonrasında ortaya çıkmış, zamanla "Hırkası Delikli" ifadesi yerleşimin adı hâline gelmiştir. Ancak bu anlatı, kültürel hafızada önemli bir yere sahip olsa da tarihî belgelerle kesin olarak doğrulanmış değildir.
Hırkatepesidelik'in geçmişi yalnızca ismiyle değil, yerleşim tarihiyle de dikkat çekmektedir.
Osmanlı arşivleri ve çeşitli araştırmalar, köyün yüzyıllardır kayıt altındaki yerleşimlerden biri olduğunu ortaya koymaktadır. Hacıbektaş çevresindeki Türkmen iskânında önemli bir konuma sahip olan bölgede, Karacakurt Aşireti başta olmak üzere çeşitli Oğuz boylarına mensup Türkmen topluluklarının yaşadığı bilinmektedir.
Çevredeki birçok köy gibi Hırkatepesidelik de Anadolu'ya yerleşen Türkmen obalarının izlerini günümüze kadar taşımayı başarmıştır. Köyde yaşayan ailelerin büyük bölümü de atalarının uzun yıllardır aynı topraklarda yaşadığını aktararak bu tarihî sürekliliği yaşatmayı sürdürmektedir.
Geçmişte daha hareketli bir yaşamın sürdüğü Hırkatepesidelik, zamanla Türkiye genelinde yaşanan kırsal göçten etkilenen köylerden biri oldu.
1985 yılında 647 kişilik nüfusa sahip olan köyün nüfusu günümüzde 100 kişinin altına kadar geriledi. Buna rağmen yaz aylarında memleketlerine dönen köylüler sayesinde sokaklar yeniden hareketleniyor; çocuk sesleri, komşuluk sohbetleri ve köy yaşamının sıcak atmosferi eski günleri yeniden yaşatıyor.
Hırkatepesidelik, yalnızca evlerden, tarlalardan ve sokaklardan oluşan sıradan bir yerleşim değildir.
Bu köy; Türkmen kültürünü, Hacıbektaş'ın hoşgörü geleneğini, nesilden nesile aktarılan sözlü tarihi ve güçlü aidiyet duygusunu yaşatan önemli bir kültür mirasıdır.
Bugün Türkiye'nin farklı şehirlerinde yaşayan Hırkatepesidelikliler için köy, sadece doğup büyüdükleri yer değil; aile büyüklerinin hatıralarını, çocukluk anılarını ve köklerini yaşatan özel bir değerdir.
Çünkü bazı köyler haritalarda küçük bir nokta olarak görünse de, taşıdıkları tarih ve kültürel miras onları çok daha büyük ve anlamlı kılar.
Hırkatepesidelik de geçmişiyle, ismiyle ve yaşattığı kültürel değerleriyle Anadolu'nun hafızasında özel bir yere sahip köylerden biridir.
Hırkatepesidelik, köklü tarihinin yanı sıra günümüze kadar ulaşan gelenekleriyle de kültürel kimliğini koruyan Anadolu köylerinden biridir.
Her yıl düzenlenen Bulgur Pilavı Şenliği, Türkiye'nin farklı illerinde yaşayan Hırkatepesideliklileri yeniden bir araya getirir. Şenlik, yalnızca geleneksel bir yemek etkinliği olmanın ötesinde; yıllar sonra buluşan akrabaların hasret giderdiği, eski dostlukların tazelendiği ve çocukluk anılarının yeniden canlandığı anlamlı bir buluşmaya dönüşür.
Etkinliğin en dikkat çekici anlarından biri ise büyük kazanlarda hazırlanan bulgur pilavının hep birlikte paylaşılmasıdır. Aynı sofranın etrafında toplanan köylüler, yalnızca bir yemeği değil; ortak geçmişlerini, dayanışma kültürünü ve aidiyet duygusunu da yaşatırlar.
Hırkatepesidelik'in öne çıkan yöresel lezzetlerinden biri de halk arasında işgili olarak bilinen madımaklı gözlemedir.
İlkbaharda bozkırdan özenle toplanan taze madımak otu, ince açılan hamurun içine konularak sac üzerinde pişirilir. Görünüşü gözlemeyi andırsa da işgiliyi farklı kılan, yıllardır kuşaktan kuşağa aktarılan yapım yöntemi ve doğal malzemeleridir.
Geçmişte imece usulü hazırlanan bu geleneksel lezzet; hasat dönemlerinde, düğünlerde ve köye gelen misafirler için sofraların vazgeçilmez ikramlarından biri olurdu. Günümüzde de birçok evde aynı tarif ve aynı özenle yapılmaya devam ederek köy mutfağının önemli bir parçası olmayı sürdürüyor.
Hırkatepesidelik'te düğünler, yalnızca iki gencin hayatını birleştirdiği törenler değil, bütün köyü buluşturan sosyal etkinlikler olarak görülürdü.
Hazırlıklar günler öncesinden başlar; komşular yemek yapımında birbirine destek olur, büyük kazanlar kurulup saclarda ekmekler pişirilir, misafirler köyün geleneksel misafirperverliğiyle ağırlanırdı.
Davul ve zurnanın eşlik ettiği düğünlerde gençler oyunlar oynarken, büyükler de yılların biriktirdiği gelenekleri yeni kuşaklara aktarma fırsatı bulurdu. Gelin alma, kına gecesi ve köy meydanındaki eğlenceler, Hırkatepesidelik'in sosyal hayatında unutulmaz anılar bırakan önemli gelenekler arasında yer alırdı.
Bugün bazı uygulamalar değişime uğramış olsa da, köy halkının birlik, beraberlik ve dayanışma anlayışı yaşamaya devam etmektedir.
Bugün Hırkatepesidelik'in nüfusu geçmiş yıllara göre azalmış olsa da, köyün gerçek değeri yalnızca resmî nüfus verileriyle ölçülemez.
Türkiye'nin dört bir yanında yaşayan Hırkatepesidelikliler için bu köy; çocukluk anılarının saklı olduğu sokakları, büyüklerinden dinledikleri hikâyeleri, işgilinin eşsiz tadını, düğünlerin coşkusunu ve Bulgur Pilavı Şenliği'nde yeniden kurulan dostlukları simgeler.
Hırkatepesidelik, yalnızca bir yerleşim yeri değil; köklerin, kültürün ve ortak hafızanın yaşatıldığı bir yaşam alanıdır.
Türkmen kültürünün izlerini taşıyan geçmişi, yöresel mutfağı, güçlü dayanışma geleneği ve nesilden nesile aktarılan değerleriyle Hırkatepesidelik, Anadolu'nun kültürel mirasını yaşatan seçkin köylerden biri olmayı sürdürüyor.
Hacıbektaş'ın manevi mirasının en önemli simgelerinden biri olan Hırka Dağı ve eteklerinde bulunan Devecik Ardıcı, Alevi-Bektaşi inancında kutsal kabul edilen ziyaret yerleri arasında bulunmaktadır. Yüzyıllardır anlatılan rivayetler, bu iki kutsal mekânı Hacı Bektaş Veli'nin yaşamı ve kerametleriyle ilişkilendirmektedir.

Hırka Dağı, Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesinin güneydoğusunda, ilçe merkezine yaklaşık 12-15 kilometre uzaklıkta yer alır. Yaklaşık 1.680 metre yüksekliğe sahip olan dağa hem Hırkatepesidelik Köyü üzerinden hem de Gülşehir ilçesine bağlı Eski Yaylacık Köyü güzergâhından ulaşılabilmektedir.
Her yıl düzenlenen 16 Ağustos Hacı Bektaş Veli'yi Anma, Kültür ve Sanat Etkinlikleri kapsamında Hırka Dağı da önemli duraklardan biri olur. Hacıbektaş Belediyesi ile Zirve Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü iş birliğinde gerçekleştirilen Geleneksel Mistik Hacı Bektaş Veli Yolu yürüyüşü, profesyonel ve amatör doğaseverleri bu manevi rotada buluşturur.
Velayetname'de anlatılan rivayete göre Hacı Bektaş Veli, bir gün dervişleriyle birlikte Hırka Dağı'na çıkar. Odunlar toplanır, büyük bir ateş yakılır. Ateş kor hâline geldiğinde Hünkâr semaha durur; dervişleri de ona eşlik eder. Kırk kez ateşin çevresinde dönüldükten sonra Hacı Bektaş Veli sırtındaki hırkayı ateşe bırakır.
Ateş tamamen söndüğünde küllerini eliyle havaya savurarak şu duayı ettiği rivayet edilir:
"Bu külün düştüğü her yerde ağaç bitsin; insanlar odunsuz kalmasın ve bu nimet kıyamete kadar tükenmesin."
İnanışa göre bu duanın ardından dağ ağaçlarla kaplanmış, bölge halkı yüzyıllar boyunca buradan elde ettiği odunlarla yaşamını sürdürmüştür. Dağın "Hırka Dağı" adını alması da bu rivayete dayandırılır.

Velayetname'de yer alan bir başka anlatıya göre Hacı Bektaş Veli'nin müridleri, Suluca Karahöyük'ün sert kış şartlarından dolayı daha sıcak bir bölgeye taşınmasını ister. Ancak Hünkâr bu isteği kabul etmez.
Rivayete göre;
"Hak yolunda yürüyen için buradan daha yüksek ve daha soğuk bir yer olsaydı, orada otururdum."
Bu sözleriyle bulunduğu makamı terk etmeyen Hacı Bektaş Veli'nin dergâhında kullanılan odunların ise Hırka Dağı'ndan getirildiği aktarılır.
Hırka Dağı, Velayetname'de yalnızca hırka mucizesiyle değil, Gayb Erenleri ile gerçekleşen buluşmayla da anılır.
Anlatıya göre bir ikindi vakti Hırka Dağı üzerinde iki parlak ışık görülür. Sarı İsmail bunu Hacı Bektaş Veli'ye haber verir. Hünkâr ise bunların Gayb Erenleri olduğunu söyleyerek Sarı İsmail ile birlikte dağa çıkar.
Rivayete göre burada üç gün üç gece sohbet edilir. Ancak Suluca Karahöyük'e döndüklerinde köylüler onların yalnızca birkaç saat önce ayrıldığını söyler. Bu olay, Hacı Bektaş Veli'nin kerametlerinden biri olarak anlatılmaktadır.
Hırka Dağı'nın güney yamacında bulunan ve Devecik Ardıcı adıyla bilinen ardıç ağacı, Alevi-Bektaşi geleneğinde kutsal kabul edilen ağaçlardan biridir.
İnanışa göre Hacı Bektaş Veli bu ağacın altında kırk gün çile çıkarmıştır. Ağaca ulaşmak isteyen ziyaretçiler Hırkatepesidelik Köyü üzerinden veya Gülşehir'e bağlı Eski Yaylacık Köyü'nden yaklaşık 3-5 kilometrelik yürüyüşle bölgeye ulaşabilmektedir.
Velayetname'de anlatılan rivayete göre Hacı Bektaş Veli, Sulucakarahöyük'e ilk gelişinde Açıksaray Köyü'nde kendisine ikram edilen ekmek ve yağ için dua eder.
Ardından kendisini takip eden köylüler Hırka Dağı'na kadar gelir. Bunun üzerine Hünkâr ardıç ağacına şöyle seslenir:
"Ey ardıç! Bu dem beni dallarınla ört; kıyamet günü sana dilekçi olayım."
Rivayete göre ardıç ağacının dalları yere kadar eğilir ve çadır gibi Hacı Bektaş Veli'yi gizler. Köylüler uzun süre aramalarına rağmen onu bulamazlar. Bu nedenle ağaç, "Devecik Ardıcı" adıyla anılmaya başlanır.
Ardıç ağacı yalnızca inanç dünyasında değil, doğal yaşam açısından da büyük önem taşımaktadır. Tohumlarının çimlenebilmesi büyük ölçüde ardıç kuşu sayesinde gerçekleşir. Kuşun taşıdığı tohumlar sayesinde türünü sürdüren ardıç, Anadolu'nun en dayanıklı ve en uzun ömürlü ağaçları arasında yer almaktadır.
Ardıç ağacı, Alevi-Bektaşi geleneğinde yalnızca bir ağaç değil, manevi hayatın da önemli sembollerinden biridir.
Cemlerde tütsü olarak kullanılır.
Dilek ağacı olarak ziyaret edilir.
Saz yapımında tercih edilen ağaçlar arasındadır.
Kapı eşiği ve çeşitli ahşap işlerinde kutsallığına inanılarak değerlendirilir.
Ağaç kültü, insanlık tarihinin en eski inanç unsurlarından biri olarak kabul edilir. Kökleriyle toprağa, gövdesiyle yeryüzüne, dallarıyla gökyüzüne uzanan ağaç; yaşamın, bereketin ve sonsuzluğun simgesi olarak görülmüştür.
Türk kültüründe ve Şaman inancında da ağacın ayrı bir yeri vardır. Şamanizm'de ağaç;
Kökleriyle yeraltı dünyasını,
Gövdesiyle insanları ve yeryüzünü,
Dallarıyla ise gökyüzünü temsil eder.
Şaman ayinlerinde kutsal ağacın etrafında yedi veya dokuz kez dönülmesi, kozmik yolculuğun simgesi kabul edilir. Ayrıca dilek amacıyla ağaca bez bağlama geleneğinin kökeni de bu eski inanç sistemlerine dayandırılmaktadır.
Bu yönüyle Hırka Dağı'ndaki Devecik Ardıcı, yalnızca Alevi-Bektaşi kültürünün değil, Anadolu'nun binlerce yıllık inanç mirasının da yaşayan sembollerinden biri olmayı sürdürmektedir.
Derleyen: Haber Hacıbektaş
Katkılarından dolayı Hırkatepesidelik Muhtarı Birol Koyuncu'ya teşekkür ederiz.
HARİTA