Türkiye'de Alevilere yönelik toplumsal saldırılar denildiğinde akla çoğu zaman Maraş, Çorum ve Sivas geliyor. Ancak Alevi toplumunun ortak hafızasında bu olaylardan daha önce yaşanan ve sonraki acıların habercisi olarak görülen önemli bir kırılma daha bulunuyor: 1966 Ortaca Olayları.
Muğla'nın Ortaca ilçesinde Haziran 1966'da yaşanan ve Alevi kurumlarının "Ortaca Alevi Katliamı" olarak tanımladığı olaylar, aradan geçen yaklaşık altmış yıla rağmen hafızalardaki yerini koruyor. Alevi örgütleri ve araştırmacılar, yaşananların yalnızca yerel bir anlaşmazlık olarak değerlendirilemeyeceğini, süreç içerisinde Alevi yurttaşları hedef alan bir saldırı ve sindirme atmosferine dönüştüğünü ifade ediyor.
HEDEF ALINAN BİR TOPLUMUN HAFIZASI
Ortaca ve çevresinde yaşayan Tahtacı Türkmen Aleviler, olayların merkezinde yer aldı. Tanıklıklara ve sözlü tarih çalışmalarına göre, günler süren gerilim sırasında birçok Alevi aile can güvenliği endişesi yaşadı. Evlerinden çıkamayan, çocuklarını korumaya çalışan ve belirsizlik içinde günler geçiren insanların yaşadıkları, kuşaktan kuşağa aktarılan bir toplumsal hafızaya dönüştü.
Bugün Ortaca'yı yaşayanların anlatımlarında en çok öne çıkan duygular korku, tedirginlik ve yalnız bırakılmışlık hissidir. Olayların üzerinden geçen uzun yıllara rağmen, yaşananlar Alevi toplumunun belleğinde derin bir yara olarak varlığını sürdürmektedir.
"UNUTULMAYAN BİR KIRILMA"
Alevi kurumları, Ortaca'da yaşananları Türkiye'de daha sonraki yıllarda meydana gelen Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarından bağımsız değerlendirmiyor. Birçok araştırmacı ve hak savunucusu, Ortaca'nın sonraki süreçlerde yaşanacak mezhep temelli saldırıların erken örneklerinden biri olduğunu belirtiyor.
Bu nedenle Ortaca, yalnızca bir ilçenin tarihinde yaşanmış bir olay değil; Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesi, inanç özgürlüğü talebi ve toplumsal adalet arayışının önemli başlıklarından biri olarak görülüyor.
DEVLETİN SORUMLULUĞU TARTIŞMASI
Olaylara ilişkin değerlendirmelerde sıkça gündeme gelen konulardan biri de devletin tutumu oluyor. Alevi kurumları ve çeşitli araştırmacılar, gerilimin büyümeden önlenememiş olmasını eleştirirken, yurttaşların güvenliğinin sağlanmasında yaşanan eksikliklerin tarihsel olarak tartışılması gerektiğini vurguluyor.
Aradan geçen yıllara rağmen olayların tüm yönleriyle ortaya çıkarılması, toplumsal hafızanın korunması ve geçmişle yüzleşilmesi talepleri gündemdeki yerini koruyor.
HAFIZA, ADALET VE YÜZLEŞME ÇAĞRISI
Bugün Ortaca Olayları, Alevi toplumunun hafızasında yalnızca geçmişte yaşanmış bir acı olarak değil; demokrasi, eşit yurttaşlık ve toplumsal barış mücadelesinin önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Alevi kurumları, demokratik kitle örgütleri ve insan hakları savunucuları, geçmişte yaşanan acılarla yüzleşilmeden gerçek bir toplumsal barışın kurulamayacağını ifade ediyor. Bu nedenle Ortaca'nın unutulmaması, hatırlanması ve gelecek kuşaklara aktarılması gerektiği vurgulanıyor.
Ortaca'da yaşananların üzerinden yaklaşık altmış yıl geçti. Ancak hafızalarda kalan sorular, adalet talepleri ve yüzleşme çağrıları hâlâ güncelliğini koruyor.
Haber: Mustafa Sümen
Bu haber; akademik çalışmalar, sözlü tarih araştırmaları, tanıklıklar ve kamuya açık arşiv kaynaklarından yararlanılarak hazırlanmıştır.