Dünyada her şey sürekli değişmektedir. Değişemeyen ve zamana uyum sağlayamayan her şey yok olmaktadır. Dinozorlar, dünyadaki en büyük ve en güçlü canlılardı; değişen yaşam koşullarına uyum sağlayamadıkları için nesilleri tükendi. Eski dinlerin ortadan kalkma nedenleri de buna benzemektedir. Dünya değişirken kendilerini yenileyemedikleri için yerlerini yeni dinler almıştır.
Türkler, son iki bin yılda on din kabul etmiş ya da kabul etmiş gibi görünüp bir süre sonra bunları değiştirmiştir.
Elvan Çelebi, Menâkıbu’l-Kudsiyye'nin 1997. beyitinde şöyle der: "Bu töreyi, bu yolu ve bu yolun ilkelerini böyle anladı, bildi, buldu bunlar." Elvan Çelebi'nin "bunlar" dediği kişiler, 60 yaşlarındaki Baba İlyas ile 30 yaşlarındaki Hacı Bektaş'tır. Baba İlyas, Elvan Çelebi'nin babası Âşık Paşa'nın dedesi olduğundan, bu bilgi aile geleneğinden aktarılmış olması bakımından ayrıca önem taşımaktadır.
Alevi-Bektaşi ozanlarının "Biz mezhep bilmeyiz, yolumuz vardır." dediği bu yol; dini kalıplara hapseden değil, onu Anadolu insanının yaşamına, kültürüne ve değişen koşullarına göre yorumlayan bir anlayıştır. Yolun amacı, biçimi değil özü; kuralı değil insanı yaşatmaktır.
İşte bu nedenle yol, donmuş kurallar bütünü değil; özünü koruyarak çağın ihtiyaçlarına göre kendini yenileyebilen yaşayan bir gelenektir.
Yol nasıl yeniden ayağa kalkar?
Yolun bugün yaşadığı sorunların hiçbiri tesadüf değildir. Hepsi, yıllar içinde biriken küçük sapmaların, sessizliklerin ve “şimdilik idare eder” denilen alışkanlıkların sonucudur. Yol bir anda bozulmaz; yavaş yavaş unutulur. Unutulan da çoğu zaman korunamaz.
Bugünkü yanlışların ortak kökü şudur: Yolun; ilke olmaktan çıkarılıp makam, soy, ritüel ve kurum üzerinden bir çıkar kapısına çevrilmesi.
Oysa yol, hiçbir zaman çıkar için var olmadı.
Yolun yeniden ayağa kalkması, yeni binalar yapmakla, daha kalabalık cemler düzenlemekle ya da daha çok görünür olmakla mümkün değildir. Yol; bilinçle, ilkeyle ve ahlakla ayağa kalkar. İlk yapılması gereken, yolu temsil ettiğini söyleyen herkesin şunu kabul etmesidir: Hiç kimse yolun sahibi değildir. Dede de, yönetici de, başkan da yolun üstünde değil; yolun içindedir.
Yol, ancak liyakatle temsil edildiğinde güçlenir. Soy, geçmişte saygı nedeni olabilir; ama bugünün ölçüsü olamaz. Eğitim, bilgi, ahlak ve sorumluluk; yolun taşıyıcılarıdır. Bunların yerine ezber, alışkanlık ve dokunulmazlık geçtiğinde, yol ilerlemez; yerinde döner.
Yol, kadını dışlayarak ayağa kalkamaz. Kadını kararın, makamın ve sözün dışında bırakan bir anlayış; yolun yarısını eksik bırakır. Eksik olan bir yol da ne geleceğe taşınabilir ne de yeni kuşaklara anlamlı biçimde aktarılabilir.
Yol, ritüele hapsedilerek korunamaz. Ritüel, yolun dili olabilir; ama kendisi değildir. Anlamdan kopmuş her erkân, yolu yaşatmaz; tekrar eder. Yol ise tekrar ederek değil, sorgulayarak diri kalır.
Yol, denetimsizlikle ve hesap sorulamazlıkla yürüyemez. Hesap vermenin saygısızlık, eleştirinin düşmanlık sayıldığı yerde; yol değil otorite büyür. Otorite büyüdükçe yol daralır.
Yol, parayla ayakta tutulamaz. Para bir araç olabilir; ama ölçü hâline geldiğinde, hizmet ahlakı çöker. Yol, geçim kapısı değil; vicdan kapısıdır. Vicdanın yerini gelir tablosu aldığında, yolun dili susar.
Ve nihayet yol, seyirlik hâle getirildiğinde tükenir. Cem izlenmez; yaşanır. Rızalık olmayan yerde cem olmaz. Kalabalık olabilir, alkış olabilir, görüntü olabilir; ama yol yoktur.
Yolun yeniden ayağa kalkması, büyük bir devrimle değil; basit ama cesur tercihlerle mümkündür:
* Soy yerine liyakati,
* Ezber yerine anlamı,
* Ritüel yerine ahlakı,
* Dokunulmazlık yerine denetimi,
* Çıkar yerine rızalığı koymakla.
Bu bir çağrıdır; suçlama değil. Ama aynı zamanda bir uyarıdır; erteleme kabul etmez.
Ve nihayet şunu hatırlamak gerekir:
Yol, bizi kurtaracak hazır bir miras değildir. Her kuşağın yeniden taşıması gereken bir sorumluluktur.
Bir yol, yalnızca “atalardan kaldı” diye yaşamaz. Onu yaşatan; bilgi, vicdan ve cesarettir.
Bu sorumluluk taşınmadığında yol bir anda kaybolmaz. Ama içi yavaş yavaş boşalır.
Ve bir süre sonra insanlar hâlâ “yol var” sanır; oysa geriye yalnızca onun adı kalır.
