Kürtlerin gözünde Yavuz Sultan Selim, ikinci İdris-i Bitlisî iken, Alevilerin gözünde İdris-i Bitlisî, ikinci Yavuz Sultan Selim’dir. Bunu az çok tarih bilgisi olan herkes bilir. Bu ittifakın ağır sonuçları, yaşanan acılar kayıtlara geçmiştir. Dahası, Alevilerin hafızasında yer etmiştir.
Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi işbirliğinin sonucunda büyük bir Alevi kırımı yaşanmıştır. Bu kırım Osmanlı hanedanı ile Şafi yobazlığının Sünnilik üzerinden işbirliğinin eseridir. Yaşanan kitlesel kıyımdır.
Kanlı işbirliğinin sonuçları ortadayken günümüzde gerekli olanın Yavuz Sultan Selim, Eşrefi Bitlisi benzeri ittifak olduğunu söylemek son derece yanlıştır. Apdullah Öcalan’ın bu ifadeyi kullanması sonrası Alevi aydınlarının yaptığı açıklamaya DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın gösterdiği tepki yanlışı daha da büyütmüştür.
Tuncer Bakırhan “İçinde temiz, çok dürüst, tanıdığım bazı aydın arkadaşlarımız da var. Bir de sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız, hangi aydın kimliği var onu da bilmiyorum. Yani Kürt Hareketi'ni eleştirmek, Öcalan'ı eleştirmek, tırnak içerisinde aydın olmaksa bana kusura bakmayın o dündü. Bugün artık onun alıcısı yok” bu üstenci, egemenlere yakışan ezilenlere yabancı dil, Alevilerdeki duygusal kırılmayı daha da büyütmüştür. Adama sormazlar mı, sokaktan alıp getirmek ne demektir? Böylesi bir ifadeyi kullanmak ne anlama geliyor? Aydın olma vasfını Bakırhan mı ölçüyor?
Bakırhan, Öcalan’ın eleştirilmesine tepki gösteriyor. Son derece yaralayıcı bir dil kullanıyor. Bu ben bilirimci, eleştiriye tahammülsüz, kibirli üslup kabul edilemez. Bildiriye imza atan bazı aydınları kastederek “Sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız isimler var. Hangi aydın kimliği var bilmiyorum” ifadeler, Bakırhan ve DEM yöneticilerinin sık sık kullandığı “demokratik toplum”, “halkların eşitliği”, “birlikte yaşam” ifadelerinin ciddiyetini de, samimiyetini de tartışmalı hale getiriyor. Bu dilde ifadesini bulan yaklaşıma yönelik tepkiler Tuncer Bakırhan’a geri adım attırdı. Ama eleştirileri dikkate alma ve katlanma noktasındaki ortaya çıkan zayıflık devam etti.
Tuncer Bakırhan biraz dikkatli okusa aydınların yaptığı açıklamanın Kürt sorunun çözümüne karşıtlığını içeren tek bir ifade olmadığını görürdü. Açıklamanın çeşitli milliyetler ve mezheplerden emekçilerin birliğini savunduğunu anlardı. Kürt sorununun demokratik çözümüne tam destek verdiğini saptardı.
Bu çağda milliyet, ya da mezhep temelinde birlik, ya da ittifak olamaz. “Türk, Kürt, Arap ittifakı bir hayaldir. “İslam temelinde birlikte yaşam” rasyonellikten uzaktır. Örneğin ABD emperyalizminin tam desteği ile Siyonist İsrail Gazze’de soykırım yaptığında, iki milyar Müslümanın yaşadığı devletler katliamı elleri böğründe seyrettiler. 22 ülkede yaşayan 250 milyona yakın Arap dikkate değer bir tepki göstermediler. Gazze ile ulusal ya da dinsel bir dayanışma içinde olmaktan özenle kaçındılar. “Müslüman” ve “Arap” devletlerinin çoğu soykırımcı İsrail’le işbirliğine devam ettiler.
Dünya’da Gazze soykırıma tepki gösterenlerin ise ezici çoğunluğu ne Müslüman’dı ne Arap’tı. Daha çok sol/sosyalist güçlerdi. Bu bile ulusal ne dinsel temelli bir ittifakın mümkün olmadığını göstermek için yeterlidir. Ama bu kılıf altında, alt kimlikleri farklı olan kapitalistlerin ve onların siyasi temsilcilerinin ittifakı olabilir. Tıpkı Yavuz Sultan Selim-İdris Bitlisi ittifakı ya da bugün DEM Parti’nin AKP-MHP rejimiyle yapmaya çalıştığı ittifak örneğinde olduğu gibi.
Dünden bugüne yaşanan katliamlar egemenlerin eseridir. Günümüzde ise emperyalist- Kapitalist dünya düzenin eseri olan katliamlar yaşanıyor. Katliamların son bulmasının biricik yolu, “İşçilerin birliği halkların kardeşliği” ekseninde emperyalizme, Siyonizm’e ve işbirlikçi rejimlere karşı birleşik mücadeleyi yükseltmektir. Bunun dışındaki her yaklaşım iktisadi ve siyasi olan egemenlere güç verir.
