Bozkırın tezenesi, ezilenlerin sesi Neşet Ertaş 25 Eylül 2012 de fiziken aramızdan ayrıldı. Ölümsüzler kervanına katıldı. Neşet Ertaş’ın ölümünün ardından, abdallardan on yıllar boyunca ilgisini esirgeyen düzen partileri Neşet Ertaş’ın şahsında abdalları ilgiye boğdular. 50 yılı aşkın sanat yaşamı boyunca öteki muamelesine maruz kalan Neşet Ertaş gösterişli cenaze töreniyle yolcu ettiler.

Peki Neşet Ertaş kimdi? Neşet Ertaş Kırşehir’de doğdu. 14 yaşında gurbetle tanıştı. İstanbul’da ekmeğini kazanmak için alınteri dökerken ilk bestesini üretti. Plağını çıkardığı sesini duyurduğu türkünün adı “Neden garip garip ötersin bülbül” oldu. Üretmeye devam etti. Zaman içinde babasının, Muharrem Ertaş’ın yolundan yürümekle yetinmeyerek, kendi özgün tarzını yarattı.

Neşet Ertaş emeğe ve emekçilere büyük bir saygı ve sevgi duyardı. Hemen her parçasında kendini garip olarak tanımlardı. Aşağılanan, hor görülen abdallar adına kendine garip dediğini söylerdi. Neşet Ertaş gerçek bir abdal gibi yaşamıştır.

Neşet Ertaş Kırşehir’in Kaman ilçesinde bir konser verir. Konser sırasında oynayanların günahlarının döküleceğini, melekler gibi evlerine döneceklerini ifade eder. Bir vaiz Neşet Ertaş’a haddini bildirmeye soyunur. Neşet Ertaş’ı özür dilemeye çağırır. Bu olay basında genişçe yer bulur.

Türkü pınarının sahipleri olan abdalların başına gelen ilk olay bu değildir. Bir imam Cuma namazı sırasında abdalları kastederek, “bunların çaldığı düğünün doğacak çocuğu veledizina olur. Bu düğünlerde çalanların ekmeği yenmez, çayı-kahvesi içilmez” diyerek abdalları aşağılar. Abdalların tepkisini gören imama devletliler sahip çıkarlar. Böylece dinsel gericiliğin taşıyıcısı unsurları asla yalnız bırakmayacaklarını gösterirler.

Abdallar Alevi inancına sahip olmaları nedeniyle camiye gitmez, namaz kılmazlar. Neşet Ertaş alevi olması nedeniyle ömrü boyunca camiye gitmemiştir. Ölümünden sonra Neşet Ertaş’a yapılan muamele milyonlarca Alevi emekçisine dayatılan sünni inanç ve ritüellerin parçasıdır.

Neşet Ertaş da babası Muharrem Ertaş gibi Alevi’ydi. Aleviliğe mensup “Abdallar” diye tanımlanan bir topluluğa aitti. Alevilikleri tartışılmaya başlayınca birçok kişi şaşkınlığını gizlemedi hatta “Hayır, olmaz” dediler. Neşet Ertaş’a Aleviliği yakıştırmadılar. Oysa özelde Neşet Ertaş’ın genelde abdalların beslendiği bir kaynak vardı, onları sanata, edebiyata, saza, söze yönelten Aleviliğin ta kendisiydi.

“Neşet Ertaş Alevidir ve cemevinden yolcu edilmelidir” diyen alevi örgütlerine tepki gösteren düzen siyasetçileri koro halinde Neşet Ertaş’ın Alevi kimliğini yok saydılar. Sünni ritüelleri dayattılar. AKP sözcüleri “Neşet Ertaş yaşarken Alevi kurumlar sahip çıktılar mı, cemevinden yolcu edilsin diyerek ayrımcılık yapıyorsunuz, Neşet Ertaş’ın cenazesi üzerinden siyaset yapıyorsunuz” diyebildiler.

AKP iktidarının özelde müzikle, genelde kültür sanatla kavgası biliniyor ve hala da sürüyor. Bir sanat eseri olan heykelin kaldırılmasını isteyen, heykeli ucube olarak tanımlayanlar onlardı. Şehir tiyatrolarının kapısına kilit vuranlar onlardı. Sözde Neşet Ertaş hayranlıklarının en temel nedeni Neşet Ertaş’ın geniş kitleler içindeki etkisini bilmeleriydi.

Neşet Ertaş’ın babası Muharrem Ertaş, Dadaloğlu’nun “hakkımızda devlet vermiş fermanı, ferman padişahınsa dağlar bizimdir” dizelerinin içinde yer aldığı şiiri besteleyerek düzene olan öfkesini ortaya koymuş, egemenlere karşı duruşunu sergilemiştir. Oğul Neşet Ertaş ise Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından verilen devlet sanatçısı unvanını almamış, “ben halkın sanatçısıyım” diyerek babasının yolundan yürümüştür.

Neşet Ertaş bozlakların ustasıydı. Musa Ağacık’la yaptığı röportajda bozlakları “Bozlak bir feryattır Musa gardaş. Feryadın bir başka anlamı da derdini isyan ediyor. Bizimki ezikliğin feryadı…” olarak tanımlamıştır. Neşet Ertaş ezilenlerin feryadının dile gelmiş haliydi. Eserleri ezilenlerin dünyasında mayalandı. Türküleri o dünyanın acılarıyla yoğruldu.

Neşet Ertaş mütevaziliği ve alçakgönüllü duruşu ile de öne çıktı. Kapitalizmin her şeyi tükettiği, çok kısa süreler içinde starlar yaratıp, bitirdiği, rekabetin ölçüsüzce öne çıktığı koşullarda, açlıkla terbiye olma pahasına Neşet Ertaş bildiği yoldan yürüdü. O telif hakkı vb. bireyci rekabetçi yaklaşımların tuzağına düşmedi. Yüzlerce parçası çeşitli sanatçılar tarafından okunmasına rağmen, onlardan maddi talepte bulunmadı.

Neşet Ertaş’ın türkülerinin kaynağı ezilenlerdi. Yüzü hep ezilenlere dönüktü. Neşet Ertaş düğünlerinde sazını çaldığı yoksul insanları konserlerinde görmek istiyordu. Bir söyleşide “Onların gelmesini istedim hep, garip insanların, biz onların ekmeğini yedik hep” diyordu. Ömrü boyunca sesi ve sözüyle ezilenlerin yanında yer alarak ekmeğini yediği emekçilerle birlikte oldu bozkırın tezenesi… Onun ölümsüz kılan, unutulmazlar arasında onurlu yerini almasını sağlayan temel neden buydu.