İş cinayetleri ülkesi Türkiye karanlığı devam ediyor. İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi(İSİG) raporuna göre Eylül ayında en az 226 işçi çalışırken hayatını kaybetti. 2026 yılının ilk dokuz ayında (Ocak-Eylül) yaşamını yitiren işçi sayısı ise en az 1736 olarak kayıtlara geçti. Bu sayılar resmi kayıtlara göre ölmüş işçileri kapsıyor. Kayıtlara geçmeyen iş cinayetleri eklendiğinde korkunç tablo daha net olarak ortaya çıkar. Bu korkunç iş cinayetleri tablosunu yaratanlar, işçi sağlığı ve güvenliği için önlem almayı gereksiz masraf olarak gören kapitalistlerdir.

Çoğu zaman ölümlerin üstünü kader, fıtrat yalanlarıyla örtüyorlar. Orta çağ koşullarında çalışmak zorunda bırakılan ve alınmayan üç kuruşluk iş güvenliği önlemleri yüzünden her yıl kitlesel katliamlara maruz kalan işçilerinin feryadını duymuyorlar. Acılarının zerresini yüreklerinde hissetmiyorlar

Soma vb. İşyerlerinde kitlesel işçi kıyımları yaşandı. AKP iktidarının sözcüleri medyada boy gösterip iş cinayetlerine ‘fıtrat’ dediler. İş cinayetleri sorumlularına adeta ödül gibi cezalar verildi. Yaşamını kaybeden 301 Soma maden işçisinin ailelerinin adalet çığlıklarını duymadılar.

Maalesef ülkemizde kapitalistlerin kar çarkı işçi kanıyla dönüyor. Kum torbası yerine işçileri denek olarak kullanılıyor. İş cinayetlerinin sorumlusu kapitalistler hiç mi hiç bedel ödemiyor, ceza almıyorlar. Kitlesel olmayan işçi katliamları gündeme bile getirilmiyor. Dahası cinayetlerin üstü çoğu zaman örtülüyor.

AKP iktidarı, işçi katliamlarının nedenlerinden biri olan taşeronluk köleliğine hız verdi. Bu çerçevede özel istihdam büroları yasasını çıkardı. Taşeron işçisi sayısını dörde katlayıp yaklaşık bir buçuk milyona ulaştırdı. Daha fazla kâr hırsı anlayışıyla iş cinayetlerinde sınır tanımayan kapitalistlerin işçi sağlığı ve güvencesini hiçe sayan icraatlarına göz yumdu. İş cinayetlerinde cezasızlık politikasına güç verdi.

Erdoğan, “Bu işin fıtratında ölüm var” diyerek Soma’da iş cinayetine kurban giden işçilerin ailelerinin yüreğini dağladı. Bu açıklama, yaşamı ve işçi sağlığı-güvenliği ile ilgili düzenlemeleri yaparken kapitalistlerin önceliklerini temel alan AKP iktidarının sermayeyi korumaya odaklanmış anlayışının ürünüydü.

AKP iktidarı 100 bin çalışan başına ölümlü iş kazalarında Türkiye’yi Avrupa‘da birinci, dünyada on üçüncü sıraya taşıdı. İşçi sağlığı ve işçi güvenliğini değil, kapitalistlerin daha fazla kâr etmesini önemsedi. Sermayeyi korudu, Emeği görmedi, her daim sermayeyi önceledi.

İş kazalarının en büyük nedeni taşeron sistemidir. Patronların kuralsız işçi çalıştırmalarıdır. Çalışma Bakanlığı, AKP iktidarı iş cinayetlerinin ayyuka çıkmasına yol açan taşeronluk köleliğinin ülkeyi bir ur gibi sarmasına omuz vermektedir. Çalışma Bakanlığı denetim görevini yapmamaktadır.

İşçi sınıfı Tuzla tersaneleri, Davutpaşa, Ostim, Soma, Kozlu, Karadon, Ermenek, Esenyurt, Torunlar’da canından oldu. Buna rağmen kapitalistlerin eli soğutulmadı. Denetimsizlik devam etti. Güvencesiz çalışma saldırısına omuz veren devletliler, katliamların üreticisi kapitalistler icraatlarını sürdürmeye pervasızlıkla devam ettiler.

İşçilerin ihtiyacı “Bu işin fıtratında ölüm var” anlayışının yok olmasıdır. İş cinayetlerinin yaşanmadığı Türkiye tablosunun gerçeğe dönüşmesidir.

Artık “kaza” olmaktan çıkıp katliam halini alan iş cinayetleri sömürü, baskı ve güvencesiz çalışma zeminine dayanıyor. İşçiye yaşama hakkını bile çok gören, iş cinayetlerinin kaynağı kapitalizmdir. İş cinayetlerinin son bulması için izlenmesi gereken yol işçilerin ve emekçilerin birliği ve mücadelesidir.